Bir sağa kaydırmayla başladı her şey, ki bu zamanlarda
fazlası da fazlaydı zaten. Kimsenin ‘zoom’ yapmaya vakti yoktu, gerek de yoktu
belki. Nasılsa hayatlar kurulmuş, düzenler oturmuştu, yollar kesişirse kesiştiği
kadardı zaten her şey. Ötesi… Ötesi de “Instagram”lık kadardı.
Bu beklentisizlikle, öylesine bir bakarken görmüştü onu. Pek
de farklı bir özelliği olmayan, yüzlerce benzeri olan, hep “tatliş”, hep mutlu,
hep neşeli, öyle kötü titreşimlerle falan işi olmayacak mükemmel yüzeysellikteki
kızı.
Proflindeki resimler hep neşeli, hep gezme halinde, hep
sıradandı. Çekirdek gibi, çerez niyetine bir profildi işte, diğer onlarcası
gibi onu da sağa kaydırdı. Yani kaydırmış olmalıydı bir ara…
O da kaydırmış olacak ki, uygulama, mecnun leylayı
bulmuşçasına, gereksiz bir coşkuyla yaptığı eşleştirme bildirimini yaptı. O
zaman tekrar baktı profile “fena değil, gideri var” diye düşündü. Olay belliydi
zaten hobilerine, gittiği yerlere ilgi göster, çok eğleniyormuş gibi yap,
‘salaklık’ kalkanını kaldır, işine bak, alacağını al, uza…
Böylece 3-5 muhabbetten sonra buluşma da ayarlanmıştı. Yemek,
sonrasında belki bir yerlerde devam etme, klasik. Buraya kadar her şey normal,
tanıdık, beklendiği gibiydi.
Bir Cuma akşamı böyle buluşmalara uygun bir mekanda buluşuldu.
O bir 15 dakika erken gelmişti temkin insanı olarak.
“Ay geç kaldım, kusura bakma feci trafik vardı” diye telaşla
oturdu karşısındaki, iki soluklanma ardından -e naber, -ay sorma çok yoğun, -hayatta
zor, -beyaz yakalık da çekilir dert diye rutin maddeleri tek tek listeye tik
atarak gitti sohbet. Arada biraz müzik, biraz popüler kültür referansları,
diziler, dozunda bir “duyar kasma” ve politik hassasiyet, kendini sevmenin
erdemleri derken, akreple yelkovan “bırakın bizi” dercesine hızla ilerliyordu.
‘Date’ cephesinde yeni bir şey yoktu anlayacağınız. Ama bu
tiyatroda alan da, satan da rollerini biliyor, en azından herkesin
beklediğinden fazlasını beklemiyordu.
Sonra saat ilerledi, hesap ödendi kadın “hangi devirde
yaşadığından olacak” bana gelmek ister misin?” dedi, adam “bir kahve içerim”
dedi ölçülü bir isteklilik içinde, kalktılar eve gitmek üzere taksiye bindiler.
‘Date’ cephesi tüm sıkıcılığıyla bekleneni veriyordu.
Sonra, tabii ki de duvarlarla çevrili sitelerin olduğu bir
sokağa geldiler. Adam sitelerden hangisi acaba diye düşünürken kadın “burası”
dedi taksiye. Boş bir arsanın önünde durmuşlardı. Herhalde “elaleme reklam
olmasın” diye düşündü adam içinden. Biraz yürüyeceklerdi ki bu tasarlanmış bir fırsat
da olabilirdi.
Ama hayır arsadan aşağı yürümeye başladılar. Yokuş aşağı
inen, boş, hiçbir özelliği olmayan, etraftaki sitelerin ışığı olmasa zifiri
karanlıkta kalacak olan, dibinde sonlarını bekleyen birkaç gecekondunun olduğu
bir arsada ilerliyorlardı.
Şaşırmıştı şaşırmasına ama pot kırmak da istemiyordu. Belli
ki oyuncu bir kişilikti bir karşısındaki. Bir sürpriz vardı anlaşılan, ama bir
yandan da “sakata gelmesek bari” diye de düşünüyordu normal olarak.
Hayır öyle olmadı az ilerde kimsenin dikkat etmediği, kimseye
de bir faydası olmayan küçük bir kayalığa yöneldiler. Yaklaştıkça kayalığın
altında doğru inen belli belirsiz bir kovuk gördüler, eğilerek geçmek anca
mümkündü.
Fantezi herhalde derken kız içeri girdi, o da doğal olarak
takip etti. Zaten artık otomatik pilotta denilebilirdi. Sonuçta bu kadar
gelmişti.
İçeri girince şaşkınlığı katlanarak arttı. O dar girişten
sonrasında içeride mağara denebilecek bir oluşum vardı. Bir yerden belli belirsiz
bir ışık da geliyordu. Anca önünü görecek kadar.
Düşmemeye dikkat edip güçlükle önündeki kadını takip ederken
“böyle bir tipin burada ne işi var” diye düşünüyordu doğal olarak ve tabii ki
değerli böbreğini organ mafyasına kaptırmaktan da korkuyordu. Ama her seferinde
merak ve hormonlar galip geliyor ürkek adımlarla takibe devam ediyordu.
Yanlarından belli belirsiz, dere bile denemeyecek bir su
akıyor, ara ara damlama sesleri duyuluyordu. Bir ara tökezlediğinde eli
mağaranın duvarına değdi. Duvarlar da ıslaktı, “burada rutubetten başka ne olur
ki zaten” diye düşündü.
Böyle tam bilemese de herhalde bir 500mt falan gitmişlerdi.
Takip ettiği kadın arada dönüp “az kaldı” demese bunu da fark etmeyecekti. Gerçekten
birden mağaradaki patika bitmiş, karşılarına duvar benzeri bir yapı gelmişti. Dik
bir kayalık mıydı yoksa? Ne olursa olsun yolun bittiği kesindi.
“Daha ötesi olamaz” derken duvarda bembeyaz bir kapı onları
karşıladı. Kadın sanki apartman dairesindeki evine girermiş gibi çantasına
elini attı, apartmanda oturan her beyaz yakalı kız gibi 5dakka arandıktan sonra
tüylü, pelüş, “ponçik” anahtarlığını çıkardı. Bu arada her seferinde kayboluyorum
bu çantanın içinde diye küçük tatlı bir şaka yapmayı da ihmal etmedi.
Kapı açıldı, adam içinden “içerde ne var acaba derken” bir
kat daha şaşırdı. İçerisi 3-5 m2’lik küçücük, küp gibi bir odadan ibaretti. Ama
beyaz yakalı kadın profilinden beklenecek şekilde döşenmişti. Sade ama zevki
eşyalar, eşyalar derken evden ziyade bir
oda gibi bir dekor. Bir kitaplık, bir TV ünitesi, bir koltuk, bir gardırop
duvarlarda bir iki reprodüksiyon resim.
Artık daha fazla şaşkınlığını gizleyemedi. “Burada mı
yaşıyorsun?” diye sordu. “Evet çok seviyorum” dedi kadın. “Biraz küçük değil mi?”
dedi adam, sanki ortamdaki en garip şey metrekareymişçesine. “Bana yetiyor,
akıllı kullanırsan değil” dedi kadın.
Sonra da gururla evinin akıllı özelliklerini göstermeye
başladı. Gardırop yatak oluyordu, kütüphaneyi çekince banyoya geçiliyordu ki o
da 2m2 var mıydı acaba? Ev diye geldikleri adeta akıllı bir karavan ya da internete
görülen akıllı mobilyalar gibi içinden bindir şey çıkan bir fonksiyon şaheseri
çıkmıştı. Her şeyin altından bir şey çıkıyor, her şey başka bir işe de
yarıyordu. Ki itiraf edelim bu garip olsa da havalı bir şeydi.
Koltuğa oturdular. Kadın uygun bir müzik açtı. “Bir şey içer
misin?” dedi. “Olur” dedi adam. Düğmesine basınca orta sehpa yukarı kalktı
içinde bir mini bar vardı. Oradan bir şeyler koydular kendilerine.
Adam daha fazla tutamadı kendini. “Burası nasıl bir yer?”
diye sordu ürkekçe. “Nasıl yani?” dedi kadın. “Evim işte, herkes bir evde
kalmalı değil mi?”
“Hayır anlatamadım” dedi adam. “Burası mağara, üstelik sitelerin
arasında boş bir arsada. Bu normal mi güvenli mi?”
“Ha o mu? Arsa benim paylaşmak istemedim” dedi kadın. Peki
mağara? O neyin nesiydi? “Çok tatlı dimi?” dedi kadın. “Çok orijinaldi, bozmak
istemedim”
Ya içkisine bir şey koymuştu kadın ya da dalga geçiyordu. “Başka
bir açıklaması olamaz” diye düşündü içinden ama sormaya da devam etti.
Peki dedi güvenlik? “E mağara ya işte” dedi kadın “daha
güvenli neresi olacak” derken de göz kırptı muzırca. Vücut dili “sen boş ver bunları” derken, eli
kolu da hafiften yaklaşıyordu, adam köşesine mıhlanmış, şaşkınlıkla
kalakalmışken...
“Tamam onu da anladık diyelim. Ama madem arazi senin, mağara
senin; niye bu kadarcık alana sığdırdın her şeyi, niye genişletmedin” diye
sordu adam.
“Daraldın mı?” diye sordu kadın. “Sana dar mı geldi?” “Yani”
dedi adam, “sence de öyle değil mi?” “Yoo, nereden çıkardın?” dedi kadın. “İhtiyacım
olan her şey burada, geniş geniş” dedi.
Geniş geniş? Tamam delinin teki vardı karşıda bu çok netti.
Sorgulamayı bırakırken sorularına devam etti. “Peki bu öndeki gecekondular,
onları niye çıkarmadın madem arazi seninse?”
“Niye çıkarayım?” dedi kadın. “Komşum onlar benim. Sen de bir
garipsin, yabani miyiz?” dedi. “Ne zararları var?” dedi. “Sen komşunu çıkarıyor
musun?” dedi… Sanki saçmalık mikrofonu el değiştirmişti, ki bunun kendisinden
daha saçma ne olabilirdi?
Kadına bir kere deli raporunu verince, şaşkınlığı biraz
dizginlenmişti adamın. Neden geldiğini hatırladı, ufaktan hamlesini yaptı. Kadının
elindeki bardağı alırken, o da gülümseyerek saçını arkaya attı. Dışarıdan,
kapının su ve damla sesleri gelirken, içeride nefes sesleri duyuluyordu.
Nefesler sıklaşır ve vücutlar birbirine karışırken mağaradaki
sular kabarmış, kapının altından sızıyor, ıslak
zeminde bedenler hararet yapıyordu…
“Hey daldın!” diye bir sesle irkildi birden. Kendine geldi, hala
aynı restoranda, aynı masada oturuyorlardı. Karşısındaki kadın heyecanla cep
telefonundan fotoğraflar gösteriyor, “bak burada da kızlarla Kaş’ta mağaranın
içine dalarken” diye fosforlu dalış elbiseleri içinde 5 tane çok neşeli kızın
poz verdiği resmini gösteriyordu.
“Geç oldu” dedi adam. “Yarın erken toplantım var kalkalım
mı?” Kadın biraz şaşkın, “peki” dedi. Hesabı ödeyip, nazikçe teşekkürleri edip
kalktılar.
Adam kendi yolunda yürürken başlayan yağmur tüm şehrin ve
onun üstüne boşalıyor, her yer sırılsıklamken adamın içi kavruluyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder