Cuma, Kasım 19, 2010

Duvar

Ne ara oraya gelmiş karşısında o duvarı bulmuştu bilmiyordu.
Ama işte şu an tam karşısında duruyodu.
Büyük büyük tuğlalarla örülmüş koca bir duvar.

Belki de hep oradaydı, belki de o hiç bir yerden bir yere gitmemiş ya da gelmemişti,
Duvar başından beri orada onun karşısındaydı belki de. Doğrusu hatırlamıyordu da...
Duvarda sadece bir tuğlalık boşluk vardı. Dışarıdan görüp görebildiği o kadardı.

Görebildiği kadarıyla dışarıda, duvarın ötesinde insanlar vardı.
Kalabalık, gülen ağlayan, bağıran, kızgın, üzgün bir sürü insan bir anlığına boşluktan görünüyor, sonra gene kayboluyordu.
O boşluktan sadece bir iki saniyeliğine görebiliyordu insanları ve artık iyice merak ediyordu, kadrajın dışında kalan yaşamları.

Kararını vermişti artık bu duvarla yaşamayacak tek tuğlalaık boşluğun penceresiyle yetinmeyecekti.

Derin bir nefes aldı. Koları sıvadı, işe koyuldu.
Eksik tuğlanın yanından diğer tuğlaları teker teker alıp yana, sağ tarafa koymaya başladı.
Bir tane, bir tane daha onun yanıda, sonra yanına bir tane daha sonra üst sıra aynı şekilde.

Duvardaki tuğlaları teker teker alıp yana koymaya böylece ister istemez yan tarafta bir duvar örmeye başladı.

Bu arada azalan tuğlalar görüş açısını genişletiyor, artık dışarısını daha fazla görüyordu.
Gördükçe de şaşırıyordu.

Eskiden tek tuğlalık boşluktan birer saniye gördüğü manzara ve insanların hiç de zannettiği gibi olmadığını gördü.
O her zaman güldüğünü zannettiği kadın aslında her zaman gülmüyor, ruh hali bir andan bir ana değişiyordu. O bir tuğlalık boşluktan kavga ettiğini gördüğü çift şimdi açılan ikinci ve ücüncü boşluğun görüş alanına girerken sarılmıştı bile...

Hiç bir şey mutlak, havada asılı değildi, ilk defa hayatı fotoğraf olarak değil, akışkan geçirken bir film olarak gördü.
Başı döndü, kafası karıştı.

Neyse diyerek, işine devam etmeye, tuğlaları bir yandan alıp öteki yana koymaya koyuldu.
Dışarısının kakafonisine aldırmadan kendini işine verdi. Son tuğlayı de kaldırdı yana döndü ve yandaki yığının tepesine koydu.
Ve şaşırıp dona kaldı.
Bu seferde tam karşısında bir duvar vardı.
Gene tek bir tuğlası eksik, gerisi tastamam bir duvar.

Tek yaptığı karşısındaki duvarı yana taşımak olmuştu. Ama yana dönünce, yani yan karşısı olunca da doğal olarak duvar da gene karşısına gelmişti.
Duvarın eski yerine kaldırdığı yere baktı o yana dönünce duvar gene karşısındaydı.
Karşısı neresiyse orada bir duvar vardı.

Kendi kendine söylendi, of çekti, küfretti, derin bir nefes aldı ve kaldırdığı yerden duvarı –nafile bir şekilde- yana yaşımaya devam etti, arada boşluklardan dışarıya .küçük bakışlar atarak...

Sokaktan geçen insanlar kendi kendine bir şeyleri kaldırıp indiriyormuş gibi yapan üstelik hiç de istifini bozmayan bu adama bir anlam veremediler.

Bazıları pandomim, bazıları tiyatro bazıları sirk sandı.
Önüne bir kaç kuruş bozuk para bıraktılar...Onlar da tuğlaların altında kaldı...