Lunapark o gece her geceki gibi cıvıl cıvıldı. Birbirini basıran kakafonik gürültüler, hepsi birbirinden parlak ve adeta yarış edercesine yanıp yanıp sönen ışıklar, bağıranlar, gülenler, ağlayanlar...Tam bir panayır yeriydi.
Tüm bu curcuna içinde sadece bir kişi vardı, ortamın elma şekeri parlaklığına, albenisine kendini kaptırmayan. Ne etraftaki aletlerle ilgileniyordu, ne eğlencenin hasını vaad eden çığırtkanlar ya da ışıklar ve seslerle.
O dosdoğru yürüyüp geçiyordu bu cennet mi, cehennem mi olduğu konusunda karar verilememiş dekorun içinden.
Etrafıyla hiç ama hiç ilginlenmiyordu, kafasında hedefi belliydi.
Dosdoğru sihirli aynaların olduğu tünele gidiyordu. Kimseyi değil, kendini merak ediyordu...Çünkü görmediği, bilmediği bir o kalmıştı tüm bu panayırdan geriye.
Tünelin kapısında durdu, bir nefes aldı...Etrafta kimse olmadığından emin olduktan sonra içeri daldı. İçerisi loş ve boştu. Karanlığı aydınlatan mavi ışık ortama soğuk ama asil bir hava katıyordu. Bu ışığın altındaki koridorda ise envai çeşit ve ebattaki aynalar boylu boyunca sıralanmışlardı...
İlk sıradaki aynaya yaklaştığında gördüğü yansıma onu şaşırttı ama gene de fena bir görüntü değildi, yalnız ışıklandırmadan dolayı mavimtrak, aynanın dalgalı dokusundan ötürü ergimişleşmiş – amorflaşmış...kocaman, kambur ve bu yüzden de yaşlı görünen büyük mavi bir şekil – Adeta dev ve yaşlı bir yansıması kendinin...
Aynaların önüne geçmeye devam etti teker teker sırasıyla büyük-küçük, şişman-zayıf, oval- yassı bir sürü yansımasını gördü kendinin. Bu yansımaların kimine güldü, kimime kızdı, kime şaşırtı, kimi önemsemedi-fark etmedi, kiminden gururlandı, kiminden nefret etti ama hiçbirine “hah tamam” demedi, diyemedi.
Son aynanın önünde geldiğinde buradaki görüntü de ilki kadar şaşırtıcıydı.
Gene mavi ve amorf bir figür vardı ama bu aynadaki yansıması çok küçük ve hatta bir o kadar buruşuk bir yansımaydı. Bu adeta – ilk yansımanın aksine – küçücük ama ez an onun kadar mavi ve buruşuk bir bebekti. Bir mavi buruşuk bebek...İçini burkarak,üzülerek baktı bu bebek yansımasına sebebini bilmeden. Daha sonra çıkışa doğru yöneldi...
Tam o anda bir ses duyudu, bir zil çaldı, paydos zili.
Aynaların mesaisi bitmişti, birden tek tek önünden geçtiği aynalardaki tüm figürler canlandı hareketlendi. Aslında bunlar yansıma değil, ayna çerçevelerinin içinde görevli çalışanlardı, büyük-küçük, şişman-zayıf, yaşlı-genç bir sürü çalışan. Ve mesaileri birmişti.
Aynaların çervelerinden arkaya uzanıp görüntüden kayboldular, çerçevelerin içi boş kaldı.
Şaşırmıştı bu gelişmeye, hiç beklemiyordui şimdi ne yapacak, kime inancaktı, aynalarda bir şey söylememiş yalancı çıkmıştı...
Hayalkırıklığıyla dışarı çıktı. Ay ışığı vardı, aşağıya yere doğru baktı.
İşte o zaman gördü, ömrü boyunca ilk defa şimdi gerçekten gördü.
Sudaki aksini, yansımasını değil kendini, aynadan aynalardan görülen çarpık versiyonu değil, çerçevelerin esaretinden kurtulmuş,duru, saf yansımasını...Artık biliyordu neye benzediğini...
Derin bir nefes altı ve panayırı terk edip, kalabalığa karıştı...
2 yorum:
Yazar cok tesekkurler...
Selamlar Neslihan
rica ederim de :)
hangi neslihan çıkaramadım
tanıdığım biri mi?
Yorum Gönder