zeka dürter huzuru...

Hayat üzerine, insan üzerine, ilişkiler üzerine, zihnin derinlikleri üzerine, uyku kaçırtan, kafayı kurcalayanlar üzerine beyin salatası, fikir kültür fizik programı

Pazartesi, Ekim 23, 2006

su

Bazen biriyle yolunuz kesişir birlikte yürümeye başlarsınız.
Yollardan, tepelerden, patikalardan birlikte geçersiniz.
Etraf yeşil ve sulaktır derelerden kana kana su içersiniz.
Bu sırada yol arkadaşınızla iyice yakınlaşırsınız, bağlanırsınız, konuşmadan anlaşır hale gelirsiniz. Derken yol uzar gider arazi kuraklaşmaya başlar, gitgide kuraklaşır.
Artık dereler yoktur, mataranızdaki su bitmiştir ve yol arkadaşınızın matarasında da ikinize yetecek kadar su yoktur. İyice susamaya başlarsınız, ama yol arkadaşınız o yolda gitmeye ısrarlıdır. Ayaklarınız sürümeye başlar ama yol arkadaşınızı bırakmak istemezsiniz, kendinizi ona borçlu hissedersiniz, vicdan azabı duyarsınız, sürekli "yola devam", "yola devam" diye sayıklarsınız.
Bir süre sonra su buldum zannedersiniz, oysa sadece serap görmüşsünüzdür.
Susuzluk dayanılmaz bir hal almıştır. Bir karar vermek zorunda kalırsınız, ya yola devam edip susuzluktan ölecek, ya da yol ayrımında farklı yöne gidip su bulacaksınızdır.
Böyle durumlarda yol arkadaşına yolda geçirilen güzel anlar, sıcak sohbetler, paylaşımlar için teşekkür etmek ve minnettarlık duymak, ama öteki yolu seçmek gerekir.

Çünkü hayat susuz geçmez!

Çarşamba, Ekim 18, 2006

duygusal sol

Son aylarda (ya da yıllarda mı desem) ülkemizde ulusalcılık akımları yükselmeye başladı.
Bunun çeşitli etkenleri var, AB ile ilişkiler, Ermeni soykırımı konuları, Çılgın Türkler furyası vs. vs. Bir diğer etkende demokrasinin altına sığınıp gizli ajandalarını gerçekleştirmeye çalışan kitleler. Bunlar ikiye ayrılıyor, birincisi bölücü odaklar-ki bunların söylemi yurtdışından ve kimi zaman AB ağzıyla geliyor, ikincisi ise islami ajandası olan kitleler ki bunlarında nereden geldiği malum.
Demokrasi böyle kılıf olarak kullanıldıkça bu ülke insanı demokrasiye inancını kaybetmeye başladı. Bugün en liberal diyebileceğimiz çok uluslu şirketlerde çalışan insanlarda bile ulusalcı akımlara bir sempati var. Fakat ulusalcıların çoğu hayalinin de ütopik, global dünyada imkansız, hatta fazla müsamaha edilirse şoven olacağının da farkındalar. Bu yüzden ulusalcılığa sempatiyle bakmakla birlikte benimsemiyor, kendilerini öyle tanımlamıyorlar. Ben bu akıma "duygusal sol" diyorum. Yani teoride ulusalcı ve solcu, pratikte (günümüzün global dünyasındaki hayatın gerçekleri karşısında) liberal insanlar topluluğu. İşte bugünkü gidişatı değiştirecek bir tepki çıkacaksa, bu orta sınıftan çıkacaktır.

Pazartesi, Ekim 16, 2006

tango ve ilişkiler

kadın erkek ilişkileri tangoya benziyor.
Her ikisinde de mesafe çok önemli. Biri ileri adım atarken öbürü geri adım atacak, sonra öbürü ileri adım atarken digeri geri.
Ama en önemli şey mesafeyi her koşulda korumak, yoksa ayaklarınız birbirine dolanır ve düşersiniz.
Ama ne gariptir ki tutkunuz sizi bazen olması gerektiğinden fazla yakınlaştırır, dansın ritmi bozulur,partneriz düşmemek için kaçar, siz de yakalayım derken tökezlersiniz...
Ben mi, bugün yine tökezledim :))

Perşembe, Ekim 12, 2006

overyakınma

Bazen çok fazla dertleşmek derdimizi çözemeyebiliyor galiba.
Çok fazla yakınıp dertlerimizin bizdeki ağırlığını boşaltınca bünye kendine pansuman yapıyor, kangren olmuş yeri kesip atmıyor sanki.
Bazen insan kendi kendine kalmalı, gerekirse sorunlarının ağırlığını hissetmeli ki yeter deyip onları kaldırıp bir tarafa atabilsin

Böyle geldi aklıma bi gece vakti...

Çarşamba, Ekim 11, 2006

girdik bi alamete

Bi girizgah yapmak gerekise;

İş bu blog sahibi 28 yaşındadır, hayat şartları gereği reklamcıdır, asosyaldir ama mecburen çok sosyal çevrelerde gezer, düşünmeyi, düşünmeyi ve düşünmeyi gereksiz yere çok sever, bazen saçma sapan şeyler gelir aklına, bazen fikirler, bazen bi kampanya fikri, sonuçta geyiği boldur.
İş bu mecrayıda suya bi taş atalım belki kıyıda bi yerlerden dalgası bize geri döner, dalgada kendi aksimizi görürüz amacıyla açmıştır.

Uğurlu, kademli olsun